Futbol eve hakikaten döndü mü?

Aslında başlığı görünce İngiltere merkezli bir yazı mı veya analiz mi geliyor diye merak uyandırabilir sizlerde. Ama EURO 2020 ile ilgili akıllarda kalan bir sürü gelişme ve olay arasında en son cereyan edenden başlamak daha güzel gibi.

Onur ÇUKURYURT

Resim

KRALİÇENİN MEKTUBU
İngiltere Kraliçesi Elizabeth, EURO 2020 finali öncesi kendi milli takımına bir mektup gönderdi. İlgili mektup aynı zamanda İngiltere Kraliyet Ailesi tarafından Twitter hesaplarında da yayınlandı. Orada geçen anekdotlardan biri şöyleydi; kraliçe
“55 yıl önce Bobby Moore’a Dünya Kupası’nı takdim ettiğinde, bu kupanın onlar için ne ifade ettiğini, ülke için ne anlama geldiğini ve aynı başarıyı pazar akşamı da sergileyeceklerinden emin olduğunu’’ yazmıştı. Bu temenni, İngilizlerin makus talihi olan (aslında Almanlara yenilmek de makus talihlerinden biriydi ama sonunda bunu kırmayı başardılar) penaltı atışlarında, Saka’nın kaçırdığı penaltı sonrası yerini bulmadı.

Resim

2013’TEN BERİ ÇALIŞIYORLARDI
İtalya kendi ülkelerinde düzenledikleri ve kazandıkları 1968 Avrupa Futbol Şampiyonası”ndan sonra ilk defa kupayı Roma’ya götürmeye hak kazanmıştı. Kişisel görüşüm finaldeki erken golün maçın kalitesini çok düşürdüğü yönünde. Zira İngiltere 2’nci dakikada attığı gol sonrası tamamen kendi sahasına çekilip bek destekli ataklarla (yine Shaw merkezli diyelim) kontra arayacaktı. Ama bu sefer karşı takımda orta sahaları çabuk aşabilecekleri bir orta 3’lüsü olmadığından, defanstan kısa pas yerine uzun toplarla çıkmaya çalıştılar. Bu da 2’nci yarı ortalarında geliyorum diyen İtalya golünü engelleyemedi. Ve yine çok uzun anlatmamakla beraber, 2013’ten beri çalıştıkları penaltı çalışmaları meyve vermeden bir seri atışı daha kaybetmeyi başardılar. Bu durumu sanırım İngilizlerin kendileri bile açıklayamaz. Ya da İtalyanların söylemiyle, tartışmalı bir golle kazandıkları (1966 Dünya Kupası Finali İngiltere – Almanya, çizgiyi geçmeyen topun gol olarak sayılması) tek kupa nedeni ile, kendilerini futbolun evi ilan eden İngilizlerin, bu zamana kadar tek artılarının sadece ‘Futbol’u şans eseri bulmuş olmaları.

Resim

PİZZADAN KAÇIŞ YOK!
Southgate 1996 yarı finalinde, yine Wembley’de o son penaltıyı kaçırdığında, aynı yıl Pizza Hut reklamlarında oynamıştı. Dikkatli okuyucularımız o reklamı Youtube’da bulabilirler. O reklamda Southgate, kafasında karton bir poşetle, göz kısımları açık bir şekilde pizza yiyordu. Bu onun o yaz 1 ay boyunca evden dahi çıkamamasına göndermeydi. Reklamın devamında duvara çarpması da, bir diğer penaltı kaçırılmasına atıftı aslında. Yine de kişisel travmaların ilkini Almanya’yı yenerek atlattı. Wembley’de bu sefer yine penaltılara kalındı, yine son penaltıya kadar heyecan doruktaydı ama bu sefer belki de ilerleyen dönemde yeni bir Pizza Hut reklamında oynamasına sebeb verecek bir başka futbolcu “Saka” penaltıyı kaçırdı. Donnaruma’nın penaltı kurtarışı sonrası, çok soğukkanlı şekilde ayağa kalkıp uzun uzun bakması da asla unutulmayacak.

Resim

YA FUTBOLCU OLARAK DA TERCİH EDİLSEYDİ
2014 yılı. Galatasaray’lıların deyimiyle ‘Kış Masalı’na gidelim. Sneijder’in golü sonrası kamera alaycı ve biraz tatlı-pis gülen bir kişiye zoom yapmıştı. O kişi Mancini idi. Conte’ye bakıp çok tatlı bir şekilde gülerken, seni yine alt etmeyi başardım gülüşüydü o. Çok beğenerek okuduğum İlhan Özgen’in özel Mancini yazısında bahsettiği bir anekdot paylaşmak isterim. Mancini’nin İtalya formasıyla kariyeri parlak değildir. İlk golünü 1988 Avrupa Futbol Şampiyonası açılış maçında Federal Almanya’ya atarak gerçekleştirmiş, ama 1990 o efsane Dünya Kupası boyunca da kenarda o rüya takımı izlemişti. 1994 Dünya Kupası için, kadroya bile girememişti. Yardımcı antrenörü Vialli ile Sampdoria formasıyla 1992 yılında Şampiyonlar Ligi finali yapmış bir oyuncu için, çok kötü bir deneyim olsa gerek. Mancini her zaman her şeyi doğru yapan, ama gol atamadığı için asla iyi bir milli takım kariyeri yapamayan bir oyuncu olarak anıldı. Şimdi hoca olarak İtalyanlara 53 yıl sonra Avrupa Şampiyonluğu getiren biri olarak, acaba oyuncu olarak da eski hocaları şans verse, buna benzer bir başarı sağlar mıydı sorusunu akıllara getiriyor. Giyinişinden, konuşmasına. Tarzından, karizmatikliğine. Taktik bilgisinden, oyuncu yönetimine kadar, baştan sona eksiksiz ve harikulade bir turnuva çıkardı. Bu kupayı sonuna kadar hak ettiğini, onun için ne anlama geldiğini, maç bitişi sonrası gözyaşlarından anlayabilirsiniz. Futbolcu olarak sadece 36 maç oynayıp 4 gol atabildiği kendi ülkesinin takımına, Avrupa Şampiyonluğunu kazandırmak ne büyük bir onur ama. İlhan Özgen’in dediği gibi, başrol artık onun.

Resim

KAYBEDERKEN KAZANDILAR!
Sommeren 92. Bu isim Netflix’de Danimarka’nın 1992’de plajdan gelip, Avrupa Şampiyonu oldukları turnuvanın hikayesini anlatan Danimarka yapımı bir film. İzlemeyenler varsa, ilk iş hemen bir program ayarlamalı. Hani o her maç sonrası Fenerbahçeli futbolcu Högh’ün başlattığı ‘’Fenerbahçe Kutlaması’’ geleneğini başlatan turnuva. Danimarka’nın hikayesi her turnuvada farklıdır. 2020’de yine hüzünlü-tatlı bir hikayeye ev sahipliği yaptı. Eriksen’i kaybetme çizgisinden, finale kalma çizgisine kadar sinematik bir evrende geçmiş bir deneyimler dizini yaşadılar adeta. İmrenek baktığım, ölmeden önce yapılması gerekenler listesine giren ‘’Kopenhag’da maç izle’’ deneyiminden, gol sonrası havalara uçan biralara. Turnuva 2020 yılında düzenlenseydi, takımının başında olmayacak olan Kasper Hjulmand’ın abisinin özel bakım gerektiren hastalığı nedeni ile Danimarka dışında iş tekliflerine kapalı olup, bu hastalığı yaşayanlara destek vermek amacı ile bir sosyal sorumluluk projesi başlatan hocalarından, eşi sahada yaşam mücadelesi verirken kendisini kollarının arasına alıp onu sakinleştiren Kjaer’e kadar, çok duygu yüklü ve anlamlı bir hikaye yazdı Danimarka.

Resim

KAFALARDA DELİ SORULAR
Guardiola muhtemelen üzerinde Stone Island marka giysileri ile evinde Bielsa ile birlikte şarap içerken, Kevin de Bruyne Şampiyonlar Ligi finalinde sakatlanmasa, kupayı kazanabilir miydik acaba sorusunu kendine soradursun, Benelüks temsilcisi Belçika’nın hocası Martinez’de aynı soruyu yarı finalde İtalya maçı öncesi, acaba Hazard ve Bruyne fit olsaydı, İtalya’yı yenebilir miydik paradoksuna kapıldı bile. Hiçbir zaman potansiyelleri ve vaat ettikleri o hedeflere yaklaşamayan Belçika için, çok kötü olmamakla beraber yine bir final göremeden turnuvadan elenme söz konusu. FIFA kimsenin anlamadığı sıralamasında onları Dünya 1’incisi olarak gösterirken, 2016 fatihi Portekiz hocası Fernando Santos ise, Portekiz’de ağır eleştiriler sonrası ‘’Artık yavaş ve demode futbolunu al ve git’’ manşetleri ile soğuk bir yaz geçiriyor şimdiden.

Resim

FRANSA, İSPANYA OLAMADI!
Dedikodu. Skandal. Bozulmuş İlişkiler. Lequipe Fransa’nın İsviçre’ye yenilgisi sonrası, bu başlıkla çıkmıştı kendi ülkesinde. Maçın önüne geçen, Rabiot’un annesinin (aynı zamanda menajeri ) tribünde, Pogba ve Mbappe’nin aileleri ile yaptığı kavgaları ön plana çıkarmış, bencil oynuyorsun, biraz hareketlen diyen Mbappe’nin de tepkisine maruz kalmıştı. Fransa aynı İspanya gibi bir üçleme istiyordu. 2008 – 2010 – 2012 gibi. Bunun yerine tek final, 1 Dünya Kupası şampiyonluğu, son 16 turu ile yetindiler. Kağıt üzerinde dünyanın en iyi takımı onlar, ama birlik ve beraberlik oranı bunun tam tersi orantısında.

Resim

TERS AYAKLA GELEN ZAFER
Birkaç kelam da EURO 2021 Türkiye’si ve turnuvadaki popüler taktik düzeni üzerine etmek isterim. Turnuvada 24 takımın 14’ü 3’lü savunma yaptı. Bu 14 takım içerisinde yalnızca tek takım, 3’lü savunmada kanat-bek oynayan oyuncularını ters ayakla yerleştirmişti: Spinozzola ve Florenzi’li İtalya. Sol kanat-bek olup sağ ayakla, sağ kanat-bek olup sol ayakla oynatmak aslında baya cesur bir hamle. Ama Hey! Kim kazanılan kupa ve yenilen taze margarita pizzadan sonra bunları eleştirebilir ki. İtalya işte bu düzenle kazandı.

Gasperini ile futbol felsefesi ve çok daha fazlası - Eurosport

TURNAVIN HOCASI TURNUVADA YOK!
Gasperini, Roy Keane’e göre turnuvanın hocası. Evet yanlış okumadınız, kendisi Atalanta’nın hocası ama oyuncuları turnuvaya damga vurdu. Mirancuk, Gosens, Pasalic, Maahle. Bu oyuncuların hepsi turnuvada gol atmayı başardı. Her bir oyuncu kendi milli takımlarının en iyi oyuncuları olmayı başardı. EURO 2020 her zaman İtalya ligi oyuncularının gövde ve güç gösteri yaptığı ve öyle hatırlanacak bir turnuva olmayı başardı.

Resim

BİZİM ÇOCUKLAR!
Taha Akgül, bu ay başlayacak Olimpiyatlar öncesinde, Twitterdan biz kimin çocuklarıyız diye bir tivit attı. Bu tepki aslında bir birikmişlik. Bir kızgınlık ve kırgınlık. Çünkü bence bizim çocuklar lakabını hak eden tek takımımız, Bayan Milli Voleybol Takımımızdır. Dünyada eşi benzeri görülmeyecek bir destekle, muazzam bir coşku ve milliyetçilik şişirmesi ile turnuvaya gönderdiğimiz takımımız 1 gol, 0 puan ve 24 takım arasında en kötü 24’üncü takım seçilerek Türkiye’nin Akdeniz semalarına doğru tatile döndüler. Şenol Güneş’in toplantısı için ümitliydim, zira Şenol Hoca sonunda bu başarısızlığın taktik ve mantalite açısından z raporunu açıklayacaktı. Bunun yerine Danimarka bile en büyük kabustan döndü, biz neden dönemedik diye soru soran gazeteciye kızarak ve onun da basın toplantısını terk etmesine neden olucak açıklamalar zilzilesine maruz bırakıldık.

Resim

PORTO’YA TOP GÖSTERMEYEN ANLAYIŞTAN TAHAMMÜLSÜZLÜĞE
2017-2018 yılında Şampiyonlar Ligi grup aşamasında, Beşiktaş’ın kendi evinde Porto’ya karşı oynadığı 2’nci yarının hemen başında bir 9 dakikalık sekans vardır. Porto Hocası o süreyi, topa sadece taçtayken sahip olabildik diye aktarmıştı. Taktik disiplinine her zaman saygı duyduğum Şenol Hoca’nın tarihin en kötü milli takım performansına dair daha iyi ve daha detaylı bir açıklama beklerdim. Bunun yerine azarlandığımız, soruların kalitesinin tartışıldığı ve 100 üzerinden 1 puan bile alamadığımız tatminlikte bir skeç çıktı ortaya. Benim kişisel sorum ne olurdu peki?

Resim

ŞENOL HOCAYA SORUM
Türkiye Milli Takımı turnuvada hangi taktikle oynadı ? İlk taktik işe yaramadığında, b ve c taktik planlarımız nelerdi? Neden Avrupa’da en erken ligi bizi bitirdik, buna rağmen 16 oyuncu kullandık ?

Bu soruların cevabını belki Şenol Güneş ilerleyen döneminde bir otobiyografi yazarsa, öğrenebileceğiz..

**Dipnot Bu yazı arkasında müthiş bir alın teri ve operasyonel tüm zorluklara ve şartlara rağmen, Türkiye’de en iyi spor içeriği üretmeye çalışan Sportcell’in yeni internet sitesi için yazılmıştır.