ÜÇ BÜYÜKLERİN EGEMENLİĞİ BİTİYOR MU ?

Türkiye’de profesyonel futbol liglerinin kurulduğu 1959 yılından beri (her ne kadar bir camia, bu tarihi beğenmeyip 2019 yılında yıldız sayısı rakibinin gerisinde kalınca masa başında şampiyonluk kovalasa da) uzun süre şampiyonluklar hep Istanbul ilinde kaldı. Bir dönem fırtına gibi gelen ve giden Trabzonspor’un seri şampiyonlukları dışında bu seri 2000 li yıllara kadar çok da bozulmadan geldi. Üç büyüklerin içinde Beşiktaş ve Galatasaray 14 ve 15 seneyi şampiyonluk görmeden geçirdilerse de büyüklüklerinden bir şey kaybetmediler ve hep medya rating’lerinde başı çektiler.

Uzun süre en çok şampiyon olan takım ünvanını taşıyan Fenerbahçe taraftar sayısında da en önde gitti. Her ne kadar bu lokal başarılar Avrupa boyutuna pek taşınamasa da o dönemin vizyon ve iletişim kanalları eksikliği sebebiyle çok da beklenti olmaması sebebiyle kimse pek üstünde durması bu eksikliğin. Kazanılan Bordo zaferi yıllar boyunca anlatıldı, övünme kaynağı oldu.

 

Ancak Derwall’in gelmesiyle Galatasaray vizyon değiştirmeye başladı ve takip eden dört sene içinde ulaşılan Şampiyon Kulüpler Kupası yarı finali, genelde var olan dar vizyonun değişmeye başlayacağının ilk işaretiydi. Zaten bu vizyon ve değişim  Manchester’in elenip şampiyonlar ligine kalınmasından UEFA ve Süper Kupa’ya kadar uzandı. Derwall ile başlayan gelenek Hagi’li Popescu’lu Fatih Terim’in çalıştırdığı kadro ile Avrupa kupasına uzandı. O çıta da orada hala durmakta.

Diğer yandan bu başarılı gidişe gidişe ayak uydurmayan rakip büyükler, taraftar sayısı ve gelirlerde geride kalmaya başladılar. Özellikle arka arkaya gelen şampiyonluklar ve Avrupa başarıları Galatasaray’ın hem ülkede hem dünyada cok daha tanınır ve ön planda olmasını sağladı. Tabi bu sistem gelir gider arasındaki farkı gittikçe büyüttü Galatasaray dahil bütün büyük klüpler ne zaman zaman kazanılan başarıları paraya çevirebildiler, ne de popülerlik arayan başkanların transfer hırslarına dur diyebildiler. Örnekler elbette çoğaltılabilir ama gözümün önüne Guti’yi transfer eden Yıldırım Demirören’in gurur dolu bakışları ve isteyin daha kimleri getireyim diye taraftara sorması sık sık gelmekte.

 

2009’da Bursaspor’un son ana kadar heyecan fırtınası sonunda aldığı ve 2019 Başakşehir’in bomboş tribünlerle kutladığı şampiyonluklar dışında şampiyonluk ünvanı hep üç büyüklerde kaldı. Fenerbahçe 1959 öncesi tam ne olduğu anlaşılamayan ve nedense sonradan akıllarına gelen mahalli lig şampiyonlukları  peşinde koşmayı tercih eder en son armasını yıldız sayısı yüzünden formasından kaldırırken bizler son 10 senede genelde Galatasaray ve Beşiktaş ağırlıklı birincilikler gördük:

Derken…

Pandemi sonrası Trabzonspor’un kalabalık sponsor destekli iyi bir yapıp,  geçmişinde ciddi kimya bozuklukları yaşamış Abdullah Avcı ile kimyayı da tutturunca  bu sezon şampiyonluğa ulaşması neredeyse kesin gibi. Uzak ara kazanılması muhtemel ve küçük destekler harici genel anlamda hakkedilmiş bu şampiyonluğu şimdiden tebrik ederim. Son zamanlarda dünyada yaşananlara bakınca artık yaşanacak ne kaldı dediğim bir dönemde, mucize olmazsa Trabzonlular Mayıs’ı görmeden kutlamalara başlar bence.

Ancak son yıla bakınca özellikle üç büyüklerin hakemler, federasyon, bilinmez düşmanlar, Illimunati gibi bir dolu sebebe atıfta bulunduğunu görüyoruz. Her hafta mutlaka bir başkan ya da yönetici yukarıdaki menüden seçim yaparak şikayet ediyor ve bu sistemin böyle gitmeyeceğini, konuşursa ortalığın birbirine gireceğini söylüyor  da muhtemelen başta kendisi kimse bu söylemlere artık itibar etmiyor. Görünmez dünya ve yerel güçlerin bizim ligi dizayn edip etmediğini elbette bilemiyorum ancak böyle birileri varsa kendi kendilerine çok eğlendiklerine ve her hafta klüp-şikayet toto oynadıklarına eminim. Ait oldukları kulüplere her sene  100 milyonlarca faaliyet zararı yaptıran ve bunu gayet rahatlıkla savunan yöneticilerin kredisinin ne kadar olduğu ayrı bir yazı konusu olabilir.

 

Benim özellikle dikkatimi çeken konu başta hakem camiası ve  konunun arkasında tümüyle organizasyon olarak duran TFF’nin, ne yöneticilerin ne de taraftarların hezeyanını pek de kaale  almaması. Rahmetli  Özhan Canaydın’ın neredeyse tuttuğu en önemli söz olan Ali Aydın’a bir maç sonrası düdük astırabilmesinden bu yana, bugün bir büyük takımın canını yakan bir hakemin, inadına ertesi hafta yine aynı takımın maçına atanabilmesi durumuna geldik. Bir yandan naklen yayın ihalesi değeri son ihaleye göre dörtte biri değerine düşerken diğer yandan üç büyüklerin özellikle taraftar ve yönetici yorumlarına bakarsak  örselenmesi artık sıradan olmaya başladı. Görünen o ki futbolda yaratılan artı değerin çoğunluğu artık  üç büyüklere biraz da göz yumularak yönlendirilmektense  başta Trabzon diğer Anadolu klüplerine de aktarılması biraz isteniyor gibi. Zira bütün isyanlar ve eleştiriler TFF yönetiminin bir kulağından girmiyor bile sanki.

 

Eğer bu komplo teorim doğruysa, gelirin daha eşit dağılımı elbette rekabeti arttıracaktır. Stadyumları pırıl pırıl olan ama ortalama 5000 seyirciyle oynayan Anadolu takımları ki bundan Trabzonspor’u elbette hariç tutuyorum, yabancı sınırlaması dahilinde öz kaynaklarına da akıllı bir şekilde dönmezlerse  Bursaspor’un ne yazık ki küme düşmeyle sonuçlanan serüveninin benzerini yaşayabilirler. Üç büyüklerin hala başarıyı transferde arayan, bankalar birliği anlaşmasının neler getirebileceğini bence idrak etmeden bir takım paralar harcayan başkan ve yöneticileri ise bu geçişi ancak ahlar vahlar  ve büyük çoğunlukla temeli olmayan şikayetlerle ancak izleyebilirler.

 

Ancak burada temel ve en önemli konu, bu olası yönlenmenin Türk futbolunun başta marka değeri ve Avrupa başarısı gibi konularda ne gibi sonuçlar doğurabileceği. Her ne kadar dünyadaki istikrasızlık, yabancı paraların değerinin artması gibi sebepler ön planda olsa da özellikle yayıncı kuruluşların dikkat ettiği en önemli konunun adalet, seyirci ve izlenme gibi aslında reklama dönebilir konular olduğunu düşünüyorum. Sonuçta bu şirketler hayır kuruluşları olmadığı için elbette yaptıkları yatırımın karşılığını isteyeceklerdir. Sanırım bu da Türkiye’de futbol taraftarının neredeyse %95’ine sahip üç büyüklerin bir şekilde yarışta olmadığı durumda ortaya saçılan paraların azalacağını görmek için bu işlerin içinde olmaya gerek yok gibi. Burada bahsettiğim asla şike, kasıtlı birine şampiyonluk hediye etmek ve diğer Anadolu klüplerine haksızlık yapılması asla değildir. İfade etmeye çalıştığım özellikle ince manevralarda ibrenin kimin lehine ya da aleyhine ayarlanacağı konusudur. Özellikle yanlış anlama olmaması için altını tekrar çizmeyi görev bilirim.

 

Mehmet Yıldırım – Sportcell